Wednesday, April 05, 2006

haritalar, peki...

sevgili kingsley bugün blogunda pangea'dan bahsetmiş. yani tüm kıtaların birleşik olduğu evre. bir de harita koymuş sitesine. Ona bakarken birkaç küçük sıçramayla önce Toplumsal Tarih dergisinin Mart sayısında verdiği Gelibolu haritasını düşündüm. 1915 tarihli bu harita Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Matbaası'nda basılmış. Bendeki tıpkıbasımı tabii. Her türlü militer ıvır zıvırdan nefret etmeme karşın hemen çerçeveletmeye karar verdim. Çok güzel çünkü.

Sonra kendime geldi sıra. we have our own maps, too, drawn on our bodies. Özellikle de yüzlerimizde. Çünkü yüzümüzdeki haritalar, avuç içlerinde ya da kahve fincanlarında ya da gen haritalarındakilerinin aksine, geleceğimizi değil bugünümüzü gösteriyor. maps on our faces are real. they show where we are today. i took a careful look at myself in the mirror. it's been a long time. bu kez makyaj yapmak ya da sivilce sıkmak için değil, kendimi görmek için baktım aynaya (oyunlarla yaşayanlara da bir selam göndereyim tabii. şiir cezmi ersöz'ünmüş. tamamını bulamadım ama en azından nerede arayacağımı biliyorum artık. teşekkürler). çok zaman olmuş.

hmmm, bir bakalım neler var. saçlar geriye toplanmış. i see my forehead, it is neither large nor narrow. alnım pek de zeki bir insan görüntüsü vermiyor. sıradan bir alın işte. kaşlarım fena değil. although there are some pimple spots,the area above the eyebrows look fine.

Then come the eyes. Gözler... Dönüp dolaşıp takıldığım yer. Dışarıdan bakınca hiçbir özellikleri yok: sıradan ela gözler. biraz büyükçe ama deniz'inkiler gibi değil elbet:) bir dönem bana verilen "öküz gözlü hera" sıfatını çoktan iade etmiştim zaten. Ordinary hazel eyes... but wait a second. is it some sparkle that i see in these eyes? evet, kesinlikle parlıyorlar! bu iyiye işaret. biraz daha yakından bakayım. hmm, there are some wrinkles on the sides but they're nice. evet evet, göz kenarlarındaki bu küçük kırışıklıklar da iyi. hatta çok sevdim ben onları. gülünce daha da mı artıyorlar ne? ne güzel. gözlerin altında siyah halkalar var. bu ne demek? ya çok okudum, ya geç vakte kadar güzel bir film seyrettim ya da hindi gibi düşündüm. eh, bunların hiçbiri kötü değil. e bir de genetik miras var tabii. bizim ailede gözlerinin altı mor olanlar hep biraz daha deli dolu, zıpçıktı, işinde başarılı (neye göreyse artık), okumaya meraklı tipler oluyor. daha ne olsun? i certainly like the black circles around my eyes. do i look more intelligent acaba:)

then the nose. is it called "straight"? bilmiyorum. düzgün sayılır. aaaaa, bak burnumun üst kısmında, kemiğe yakın yerde çocukluktan kalma bir iz var. unutmuştum onu ne zamandır. abimle çok keyifli bir hoplama-zıplama oyunu oynarken geçirmiştim burnumu di mi yatağın kenarına? ne çok kanamıştı:) güzel, i've got to remember this scar on my nose. it's a link to the childhood.

yanaklar tombiş tabii, söylemeye bile gerek yok, zaten oğlum bana durmadan hatırlatıyor bunu, unutmaya fırsat kalmıyor:)

normal durduğumda ağız düzgün görünüyor ama güldüğümde ya da heyecanla bir şeyler anlatırken hep sağa çekiyor. o yüzden hemen hemen her fotoğrafta yamuk çıkıyorum. öyle çarpılınca biraz ukala bir ağız mı oluyor ne? olsun ya, ağzımdan çıkanlar güzeldir ama, kulağım da duyar. sorun yok.

çene? hmm, bu zor işte. hiçbir karakteristik özelliği yok, kulaklarımın da öyle. hani orhan veli der ya "burnum, kulağım var, pek biçimli olmamakla birlikte" diye. benimkiler biçimli ama yine de o kadar işte.

oldu mu size bir surat? oldu valla. bunları niye yazdım? e, harita işte. each and every wrinkle, pimple, spot on my face says "thank God you are you! you look great in this face!" Her kırışık, her ben, her siyah halka, her sivilce izi, her bir kirpik teli dönüp bana diyor ki "iyi ki sen senmişsin yahu! biz bu surata senden başka sen düşünemezdik zaten!" Teşekkürler Tanrım!

bir de not düşmek lazım: bunu yazarken bir sürü çağrışım geldi; bir de baktım ki hepsi de kingsley'den, R.'dan, ertantra'dan, zen kaçığı'ndan, www'dan ve oyunlarlayasayanlar'dan. nothing is separate, all is connected. güzel oldu bu iş yav:)

7 Comments:

Blogger RA said...

valla iyi çizdin o şirin yüzünü :-)

11:10 AM  
Blogger Kingsley said...

Uniquely


Human lives in human faces, people wear where they’ve been
to in their skin:

unique road maps
pressed upon unique creatures
with unique features –

we’re alive
with the beauty
of living

shown in a body,
yet to be felt uniquely
in spirit.

11:44 AM  
Blogger JoA said...

Arzucum, karizma acigini sirinlikle kapatmaya calisiyorum, napiyim:))) sagol

Kingsley, thank God you are here!

11:55 AM  
Blogger isigin savascisi said...

selamlar,
insan kendi yuzune bakmali ve anlatmali onu evet.anlatmaya yani anlamaya basladigimizda yuzumuzu saklamiyorsak, aynadan kacirmiyorsak, gozlerimiz hala parliyorsa bir sirinligi vardir elbet.
kendimizi ve yuzumuzu sevmeliyiz.
not: kusuruma bakma seni arattigim icin Google sayfalarinda. siir ismet Ozel e ait.
Bir edebiyat dergisinde okumustum.
yazmaya devam et.

9:44 PM  
Blogger JoA said...

demek ki buldugum kaynakta bir hata vardi. ismet ozel'se daha da guzel tabii. "yumrugum cozulmeden gecenin karsisinda"

tesekkurler

9:54 PM  
Blogger isigin savascisi said...

bazi yazarlar etkilenmistir ondan.Murathan Mungan, Cezmi Ersoz gibi.
Aglamadan
dillerim dolasmadan
yumrugum cozulmeden gecenin karsisinda
safaktan utanmayip utandirmadan aski
uzerime yuregimden baska muska takmadan
konusmak istiyorum.
...
diyor ISMET OZEL
nede guzel diyor.
gunlerin hep guzel gecsin.

8:00 PM  
Blogger Zen Kaçığı said...

Harika, neden bilmem ama bu bana Odisseus Elitis'in Otopsi şiirini hatırlattı bana...

Ve gördüler ki zeytin kökünün altını damlamış kalbinin gizli oyuklarına..

Ve kim bilir kaç gece mum ışığında uyanık kalıp günün ağarmasını beklediği için, garip bir sıcaklık yayılmış bağırsaklarına..

Derinin biraz altında, mavi ufuk çizgisi iyice belirli. Ve bol bol mavilik var kanının her damlasında.

Büyük yalnızlık saatlerinde ezberlemeye başladığı kuş çığlıkları, belli ki, bir anda dökülüvermiş gövdesinden, bu yüzden bıçak daha derine işleyememiş.

Herhalde niyet etmek yetmiş kötülük için..

Gene belli ki, suçsuz insanların o korkunç konumunda karşılaşmış bu kötülükle. Gözleri açık, gururlu, o koca orman hala yürüyor gibi gözlerinin lekesiz ağtabakalarında..

Beyinde göğün ölü yankısından başka bir şey yok....

Yalnız sol kulağının boşluğunda ince kum tanecikleri, deniz kabuklarında görülen. Demek ki sık sık deniz kıyısında yürümüş tek başına, aşkın acısı ve rüzgarın uğultusuyla..

Uyluklarındaki ateş parçalarına gelince, bunlardan anlaşılıyor ki, epeyce önünde gitmiş zamanın bir kadını kollarına aldığında...

Bu yıl erken meyve verecek ağaçlar........

selamlar..........

8:03 PM  

Post a Comment

<< Home