Katırsın sen, katır kal:))
Sırtına bindirilen yükten kurtulamazsın... Sen, ömür boyu her acıyı, öfkeyle gölgelenmiş mutlulukların sızısını, yokluğu, varlığın utancını, başkalarının yoksulluğunu, elinden kaçırdıklarını ve ancak düşlerinde sahip olabildiklerini sırtında dolaştırmaya mahkum bir katırsın. Ne atsın, ne eşek, ikisinin karışımı bir yaratıksın. İşte bu biçimsiz, kocaman dünyada huzurlu bir kuytu köşecik bulamamanın nedeni bu katırlığındır. Hep de öyle kalacaksın. Bir yanın git derken, öteki kalmanı emredecek. Beyninin içindeki bu gel-gitler seni öldürecek. Hani o uzak ve sıcak tatil beldesinde denizin karaya her vuruşunda küçücük taşları alıp içine çekmesi gibi, bu gel-gitler de her seferinde içini yavaş yavaş oyacak. Boşluk giderek büyüyecek. Boşlukla birlikte sırtındaki yükler de ağırlaşacak. Ama taşıyacaksın. İçindeki son taş da denize karışana dek taşımak zorundasın. Ne geleceksin ne gideceksin. Asla birine ya da bir yere ait olmayacaksın. İlk gençlik dönemlerinde ısrarla ve şiddetle reddettiğin aitlik duygusuna ne kadar muhtaçsın şimdi. Evet, senin için doğru sözcük bu: muhtaç.
Herşey ne kadar da sabit. Dünyanın dönüş hızı bile sabit değil mi? Ya daha hızlı veya daha yavaş dönseydi? Ve sen de öyle sabitsin. Takılıp kalmış, ayağından zincirlenmiş gibi, iyice kök salmış da biri koparana ya da kendi kendine kuruyana kadar öylece kalacakmış gibi.
Herşeyi tek başına yüklenme hatasına düştüğün için kendinden özür dilemelisin. Kendine çok haksızlık ettin ve bunun hesabını bir türlü veremiyorsun. İçinde yaşadığın bu biraz paranoya, biraz panik-atak, biraz da şizofreni ortamından çıkamamanın nedeni de bu olsa gerek. Bunlarla besleniyorsun. Dolayısıyla hiç gitmemelerini de isteyebilirsin ama bir düşün... Sıkılmadın mı artık? Sokakta eskisi gibi yürümeyi özledin. Hiçbir tarihi ayrıntıyı kaçırmadan, yönünü kaybettiğinde endişelenmeden, yakışıklı erkekleri asla atlamadan, sonsuz olasılıkların hesabını yapmaya çalışarak, sonra suratına anlamsız bir gülümseme takıp bunu da gözlerinin rengine uydurarak (yani değişken) yürümeyi özledin.
Herşey ne kadar da sabit. Dünyanın dönüş hızı bile sabit değil mi? Ya daha hızlı veya daha yavaş dönseydi? Ve sen de öyle sabitsin. Takılıp kalmış, ayağından zincirlenmiş gibi, iyice kök salmış da biri koparana ya da kendi kendine kuruyana kadar öylece kalacakmış gibi.
Herşeyi tek başına yüklenme hatasına düştüğün için kendinden özür dilemelisin. Kendine çok haksızlık ettin ve bunun hesabını bir türlü veremiyorsun. İçinde yaşadığın bu biraz paranoya, biraz panik-atak, biraz da şizofreni ortamından çıkamamanın nedeni de bu olsa gerek. Bunlarla besleniyorsun. Dolayısıyla hiç gitmemelerini de isteyebilirsin ama bir düşün... Sıkılmadın mı artık? Sokakta eskisi gibi yürümeyi özledin. Hiçbir tarihi ayrıntıyı kaçırmadan, yönünü kaybettiğinde endişelenmeden, yakışıklı erkekleri asla atlamadan, sonsuz olasılıkların hesabını yapmaya çalışarak, sonra suratına anlamsız bir gülümseme takıp bunu da gözlerinin rengine uydurarak (yani değişken) yürümeyi özledin.

5 Comments:
yazının sonu yaklaşık bir buçuk yıl önce kendi kendine yaptığım konuşmalara o kadar benzedi ki nerelere gittim bilemezsin...kendimi tekme tokat kovduğum yerlere! başardım mı ehh bir parça belki...
eline sağlık...
Bu arada güzel anne Ayse!
anneler günün kutlu olsun !
öpüldün
bu yaziyi 3-4 yil once bir roman denemesinin girisi olarak yazmistim. devami gelmedi ama hala sakliyorum. belki bir gun...
bugun ben de cok gecmise gittim, biraz sandiklari karistirdim. bu cikinca da paylasmak istedim. hepimizin yasadiklari kenarindan kosesinden bulusuyor iste. kendini kovman ne guzel:)) asaf'in siirine de gonderme yapilabilir tabii buradan:))
cok cok cok sagol guzelim. buraya ugrayan ya da dolayli olarak bulasan tum annelerin ve potansiyel anne olarak senin de anneler gunun kutlu olsun... iyi ki variz di mi:)))
cok optum
En zayıf yönümü, yüzüme çarparak bana çektirdiğin bu acı sana ne kazandırdı, cevap ver:)))
Abe yedin bitirdin beni, çok güzel olmuş sen bu romanı yaz bence bekleme, çağımızın en önemli sorunlarından biri bu bence, çağımızın virüsü yada, eline sağlık, okuyup kendimize gelmeliyiz. Eline sağlık diyorum..
Sevgilerimle.....
Ya evet anneler gününde kutlu olsun tabi, böyle kaliteli annelere ihtiyaç var, babalar sakata geldi yaw.....
Öptüm oğlunuda seni de....
valla bana bir kez daha yalniz olmadigimi(zi) hatirlatmis oldu boylece:)) bundan buyuk kazanc var mi erkan sorarim sana:))) devamini yazmak mi?? bilmem, belki bir gun ama bu aralar degil, ondan eminim. cok cok sagol. adam gibi babalar da lazim cocuklara. ben 2 tane taniyorum sanki:))) haziran'i beklesinler, kutlayacagiz onlari da! opuyorum ikinizi de. cadiya bir de gididan ekstra opucuk rica edicimmmm.
Post a Comment
<< Home